Bir Nöbetlik Serap |
|
Kayseriliydi. Tıpkı diğer Fikretler gibi o da vatani hizmetini yapmak için ayrılmıştı ana kucağından baba kucağından... Şafak 174 gündü. Hayat bulunduğu yere mıhlamıştı kendini adeta. Gözlerinin dolduğunu gizlemeye çalışsa da şapkasıyla sesi ele veriyordu hüznünü... Annem,babam, bacım... Tüm sohbet bu üç kelimede boğuklaşıyor ; adeta karanlık dehlizlere yuvarlanıyordu. On-oniki arasında tuttuğu nöbet öyle canını sıkmıştı ki artık sokaktan geçen insanlara dikkat ediyor; onları süzüyor kendince bazı yorumlar çıkarıyordu. İşte karşıdan yine o çocuk geliyor. Boyu kendi boyuna yakın, zayıf, siyah gözlü, siyah saçlı, gencecik bir oğlan... Önce bu gece vakti ne yaptığını sordu. Daha sonra durumların nasıl olduğunu... En sonunda içinde azgın seller gibi bekleyen dertleşme isteğini bir çırpıda salıverdi. Delikanlı ilgilendikçe coştu. Coştukça anlattı. Sanki kalan beş ayı yarım satte bitecek hissindeydi... Konuşmaya yeni başlayan çocuklar gibi bulduğunu kaybetmemecesine sarıyor yeri geldiğince gülüp bazen hüzünleniyordu... Nihayetinde delikanlının ayrılma vakti gelmişti Az önce gözlerindeki sevinç deryası yavaş yavaş donuklaştı. Şimdi ise karamsarlık çöküyordu. Kapının önüne, nizamiyeye... Ayrılan yalnızca delikanlının bedeni değildi. Ortam önce ışığını kaybetti... Sonra yavaş yavaş soğudu. Gözleriyle takip etti köşede kaybolan gölgeyi... Sonra önüne döndü. Yarım kalan adımlarına tekrar başladı. Daha sıkı tutarken soğuk tüfeğinin kabzasını yavaş yavaş hayallere kaldığı yerden devam ediyordu .
|
|
|
|
|
|
Asker Hikayeleri |
|
|
|
|